«

»

Eyl 16

Kürşat Başar’ın Yaz’ı

kürşat başar yaz

 

 

Aslında kitap okumayı çok çok sevsem de evlendikten sonra ister istemez ihmal ettim. Defne’den sonra da istemeden ihmal oldu kendiliğinden. Üniversitedeyken ve yalnız yaşadığım üç senede haftada maksimum iki haftada bir kitap bitirirdim. Sonra evlilik, koşuşturma derken Defne… Kaldı kitaplar bir köşede. Şimdi sadece uyumadan birkaç yaprak okuyabiliyorum maalesef. E hal böyle olunca da bazen bir kitabı bitirmek 2 ayımı alıyor…

 

Bu yaz iki kitap okudum biri Elif Şafak Ustam’ diğeri Kürşat Başar ‘Yaz’. Şimdi de sonbahar kitabım elimde Paulo Coelho ‘aldatmak’. Bu kitap diğerlerinden daha akıcı ve çekici geldi açıkçası 🙂

 

30’larının başında mükemmel bir hayata, eşe ve imkanlara sahip olan Linda’nın tutkuya olan özlemiyle eşini aldatmasını konu alıyor. Genelde erkeklerin aldatma olayına aşina olan bir toplum olarak, bir kadının hem de görünüşte her şeye sahip bir kadının aldatma öyküsü dikkat çekici bir konu olmuş bence. Yakında bitirip yazarım yorumlarımı; ama şuan henüz biten ( Defne uyurken balkonda bitirdim kahve keyfiyle ) Yaz’dan bahsetmek istiyorum. Kürşat Başar’ın okuduğum ikinci romanı Yaz. İlki Başucumda Müzikti ve o roman bana inanılmaz keyif vermişti. Gerek konu olarak gerekse çok hızlı okuyamadığımdan olacak ki Yaz’ı çok çok severek okuyamadım. Ama yine de güzel diyebileceğim bir kitap. Bütününde beni çok sarmasa da bazı cümleler beni gerçekten etkiledi…

 

paulo coelho aldatmakpaulo coelho aldatmak

 

 

İşte Kürşat Başar’ın Yaz’ından Mine’ce alıntılar 🙂 Altı çizilen cümleler !

 

 

 

‘Koskoca bir dünyada kendine bir yer bulmak nasıl böyle zor olabilir ki ? Aslında herkesin yaşamak istediği bir yer olmalı ama sanırım hiçbirimiz gerçekte olmak istediğimiz yeri bulamıyoruz ve hepimiz bize sorulmadan bırakıldığımız bir yerde yaşamaya çalıştığımız için böylesine şaşkınız. Belki de insanlar bu yüzden neresi olduğunu bilmediği ama her nedense ait olduğunu sandığı bir başka yere gitmeye çalışıyor…Gerçekte ya da düşlerinde…’

 

‘Dalgalardan, gökyüzünde ışığın her zamanki gibi değişimleriyle oluşan renklerden, kim bilir nereden nereye giden ve ne hayatlar taşıyan gemilerden, bir bakıştan, belki yüzlerce kez dinlediğim bir şarkıdan ilk kez onunla böyle bir anlam çıkardım.’

 

‘Bir şairin yazdığı gibi ‘artık kimselerin vakti yok’ tu ‘ durup ince şeyleri anlamaya…

 

‘Hayatım boyunca içimde benimle savaşan bir başkasını taşıdım. Kimi zaman en yakın dostum olan, kimi zaman hayatımın en büyük hatalarına yol açan, kimi zaman beni kandıran, kimi zaman her şeyden vazgeçmeye karar verdiğimi düşünürken beni yeniden güzel bir sabaha uyandıran. Beni ağlatan ve güldüren.’

 

 

‘ Emel de böyle değil miydi hayatımda ? Hem var hem yok. Hep öyle oldu.

Ama birinin yokluğunun bile bir anlamı olması, hayatın en nadir rastlanan duygusudur.

Tek bir sözcükle bile yeniden başlayan…Tek bir sözle acıtan, tek bir sözle birdenbire hayatı başkalaştıran.’

 

Bir gün kendi kendime, onun hayatında yerim yok, demiştim. Birinin hayatında yerin yok ama kalbinde var. Kalpler mi yoksa hayatlar mı daha büyük ? Ne garip? Çocukken sorduğun soruların pek çoğuna büyüyünce de cevap bulamıyorsun.’

 

 

 

Bir önceki yazımız olan Zil Çaldı, Herkes Okula başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi

*