«

»

Mar 24

Nazım-Piraye Aşkı

 

 

nazım hikmet piraye aşkı

 

Ah bu ara nasıl güzel kitaplar okuyorum üst üste…

Elimden bırakamıyorum, uykusuz kalıyorum çok da ihtiyacım varmış gibi uykusuzluklara!

Sabah zar zor kalkıyorum yataktan:)

 

İçlerinde en çok sevdiğim Can Dündar’ın adına yakışır kitabı YÜZYILIN AŞKLARI !

 

Kimler var kimler kitapta…

Nazım’la Piraye, Afife Jale’yle Selahattin Pınar, Adnan Menderes’le Ayhan Hanım, Yıldız Kenter’le Şükran Güngör, Çiğdem Talu’yla Melih Kibar…

Ne mektuplar, ne aşk sözleri !

Sanki gizli çekmecelerden çıkarılmış gibi yazılanlar. Sadece ismen tanıdığımız kişilerin iç dünyaları…

 

Tabi ki en başta Mustafa Kemal Atatürk ve Latife Hanım aşkı ! Gerçekten de dünyaya örnek Ata’mızın hakkında bir şeyler okumak. Zaten yaptıklarını her yerde okuyoruz. Ama aşkı…

O incecik zarif hali ! Gerçekten de muhteşem bir araştırma olmuş.

 

Kitapta o kadar çok altını çizdiğim yer oldu ki !

Ama beni en çok etkileyen Nazım Hikmet ve Piraye aşkı oldu. Maalesef sonu bir o kadar beni hayal kırıklığına uğratan da…

İçim ezile ezile okudum bu aşkların hepsini !

Sevgiliden ayrı geçen ömürler, sevgiliyi düşünerek geçen zor günler, içkiyle, uyuşturucuyla yitip giden hayatlar, evliyken yaşanan aşklar, sevgiliye yazılan şiirler, mektuplar, zarif sözler…

 

Uzun zaman öncesi ya, sanki o zaman aşk şimdiki gibi değilmiş gibi gelirdi bana. Ya da daha doğrusu bu kadar ünlü ve başarılı insanlar bizim gibi hata yapmazlarmış gibi. Bir de derler ya hep ‘aşk eskidenmiş’ diye, bu kitabı okuyunca anlıyor insan bunun ne kadar doğru olduğunu.

 

Onca engele, onca zorluğa rağmen yaşanmış bu aşklar…

Şimdi biz engelsiz bir dünyada bile yaşayamıyoruz aşkı, hiçbir şey o zamanki gibi naif ve güçlü değil artık sanki.

 

Onca güzel aşkın içinden seçtiğim Nazım-Piraye aşkından biraz bahsetmek istiyorum.

 

Nazım Hikmet’in hakkında siyasi şiirleri, çok uzun yıllar hapis yılları ve en sevdiğim şiirin şairi olması dışında bir şey bilmiyordum.

 

nazım hikmet piraye aşkı

HASRET

Yüz yıl oldu yüzünü görmeyeli, 
belini sarmayalı, 
gözünün içinde durmayalı, 
aklının aydınlığına sorular sormayalı, 
dokunmayalı sıcaklığına karnının.

Yüz yıldır bekliyor beni 
  bir şehirde bir kadın.

Aynı daldaydık, aynı daldaydık. 
Aynı daldan düşüp ayrıldık. 
Aramızda yüz yıllık zaman

yol yüz yıllık.

Yüz yıldır alacakaranlıkta 
  koşuyorum ardından.

 

Ama tabii ki bir Piraye aşkını duymuşluğum vardı. Hem de ne aşk. İşte Can Dündar’ın araştırmasından Nazım Hikmet ve Piraye aşkı:

Nazım’la Piraye’nin aşkı 1930’da başladı ve tam 20 yıl sürdü. 20 yıl uzun bir süreymiş gibi gözükse de bu 20 yılın 13 yılında şair hapishanedeydi. Bir kadına bir erkeğin yazabileceği en güzel şiirleri, en içten, sıcak mektupları hapisten yazdı Piraye’ye Nazım.

Nazım’la Piraye tanıştıklarında Piraye 24 yaşında ve evliliği bitmek üzere olan 2 çocuklu bir kadındı. Kızıl saçlı yeşil gözlü Piraye çocuklarından ve ailesinin itirazından  dolay 2 sene dirense de, sonunda 1932’de evlenmeye karar verdiler.

nazım hikmet piraye aşkı

Mutlu günler çok uzun sürmedi ve Nazım hikmet komünizm propagandası yapmak ve gizli örgüt kurmak suçlarından hapse girdi, savcı idamını istiyordu. Bu sırada Nazım Piraye’ye birçok şiir ve mektup yazdı, tabi ki Piraye’de O’na. 1934’te çıkarılan af sayesinde Nazım özgürlüğüne kavuştu ve 1935’te kendi deyimiyle Hatçe’siyle evlendi. Her ne kadar uzak durmaya çalışsa da, 1938’de anayasal düzeni değiştirmek için komplo kurmak iddiasıyla tekrar tutuklandı. Tekrar hapishane yılları başladı. Her mektubunda Piraye’ye hayatını mahvettiğini, Onu bedbaht ettiğini üzülerek yazıyordu. Hele ki yazdığı bir şiirinde öyle güzel bir 2 dize vardı ki…

Belki avluda bir ağaç bulunur ama

Gökyüzünü başımın üstünde görmek

                                   bana yasak…

nazım hikmet piraye aşkı

 

Nazım’ın karısını mutlu edemediğine dair yazdığı bütün mektupları, Piraye bin bir incelik ve sevgiyle yanıtladı.

‘ Güler yüzlü olur muyum bilmem; ama senin yanında her zaman dünyanın en bahtiyar kadınıydım, öyle de kalacağım. Kocasından, on sene sonra atıldığı hapisten hala aşk mektupları alan kadının bahtiyar olmaması için ancak deli olması lazım.’

Hatta Nazım o günlerde bozulan saatinin içini boşaltmış yerine Piraye ve çocuklarının bir fotoğrafını koymuştu. Saatin kayışına da Piraye’nin adını tırnağıyla kazımıştı.

nazım hikmet piraye aşkı

Tam bunları okurken o zaman Atatürk niye müdahale etmemiş ki diye düşünürken Nazım Hikmet’in hapishaneden Atatürk’e yazdığı ama Atatürk’e ulaşamamış bir mektupla karşılaştım. Aynen yazıyorum:

 

‘Cumhurreisi Atatürk’ün yüksek katına,

Türk ordusunu ‘isyana teşvik’ ettiğim iddiasıyla ‘on beş yıl ağır hapis’ cezası giydim. Şimdi de Türk donanmasını ‘isyana teşvik etmekle’ töhmetlendiriliyorum. Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim.

Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var. Askeri isyana teşvik etmedim.

Yurdumun ve inkılapçı senin karşında alnım açıktır. Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük bürokrat gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar. Askeri isyana teşvik etmedim.

Deli, serseri, mürteci, satılmış, inkılap ve yurt haini değilim ki, bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim.

Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim.

Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır.

Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizmden ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki suçsuzum .’

 

Fakat yıllar sonra 1948 yılında Nazım dayısının kızı Münevver Berk’e aşık oldu. O sıra evli olan Münevver’i eşinden boşanmaya telkin etti ve yaklaşan afla, Onunla yeni bir hayata başlayacağını umut etti.

Piraye’ye de ayrılmak istediğini bir mektupla bildirdi. Çocuklarıyla beraber yoksulluk ve hasretle uğraşan Piraye için Nazım’ın mektubu bir yıkım oldu; ama hemen boşanmayı kabul etti.

Fakat o sırada Nazım’ın beklediği  af çıkmadı ve Nazım bir maceraya atılmaktan vazgeçip özürler dileyerek Piraye’ye tekrar mektup yazdı. Fakat Piraye asla geri dönmedi ve 1951’de Nazım hapisten çıkınca boşandılar.

Bundan sonra Piraye inzivaya çekildi, hiçbir gazeteyle konuşmadı ve 1995’te hayatını kaybetti. Nazım’ı da asla affetmedi.

1951’de Nazım Münevver’e kavuştu; fakat Münevver’de Piraye’nin kaderini paylaştı ve yıllarca beklediği Nazım’ı başka bir kadınla evlenmiş olarak buldu.

 

İşte upuzun bir aşk hikayesi…

Biraz uzun oldu, biliyorum; ama çok özetlersem nasıl anlatabilirdim bu güzel aşkı !

 

Aşksın işte…

Her zaman, her devirde, her durumda güzelsin…

 

 

 Not: Tüm fotoğraflar kitaptan çekilmiştir

Bir önceki yazımız olan İntikam Marka Giyer başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.

6 yorum

Yorumu formunu geç

  1. NURGÜLc

    Ah ne aşkmış. Çok okudum nazım piraye aşkını. Can dündar’ın araştırması gerçekten çok güzel; hem de çok akıcı. Sizin yazınız da çok güzel olmuş.
    Gerçekten de o aşklar eskidenmiş sanki…
    Şimdi napıyoruz ki biz?
    Ama sonu gerçekten de beni de hayal kırıklığına uğrattı. Nazım Hikmet gözümden düştü 🙂
    iyi akşamlar

    1. admin

      teşekkürler:)

  2. zeho35

    BEN DE BAYILARAK OKUDUM BU KİTABI. BENİM DE EN ÇOK ETKİLENDİĞİM AFİFE JALE’NİN HAYATI OLDU.. NE KADAR ACI BİR HAYAT…

  3. Mustafa

    Bu adam kadar kadınları aldatan, yüzüstü bırakan başka birini tanımıyorum, Varşova’da Münevver Hanıma 300-400 metre mesafede keyf çatıp da onun için yuvasını dağıtmış, belki görürüm diye ülkesini terk etmiş zavallı kadıncağızı görmek gayretine düşmüyor! Böyle birine de en çok kadınlar hayran! Ne denebilir ki?…

    1. admin

      Sevgili Mustafa, benim de yazdığım gibi sonu benim için hayal kırıklığı olan bir aşk bu. Yaşananlara hiç yakışmayan bir ayrılık. Herhalde bazen eserlerinden dolayı çok farklı sorumluluklar yüklüyoruz tanımadığımız kişilere. Sonra da gerçek yaşantılarını öğrenince bir hayal kırıklığı oluyor. Acaba sadece eserleriyle mi yetinsek 🙂
      Benim de Nazım Hikmet’e bakışım değişti resmen. Hayran olduğum hapis yıllarında Piraye Hanım ile yaşadığı aşk ve bu aşk için yazdığı dizeler. Aşkın sonu ve sonrası için katılıyorum size. Sevgiler

  4. Serkan

    Bir insanı, yaşamı hakkında üstün körü bilgi edinerek yargılamanın zalimce, ham bir davranış olduğunu söylemeli biri, gördüğüm kadarıyla birilerine.

    Onca çileyi siz de çektiniz mi? Siz hiç aşık oldunuz mu, sevdiniz mi?..

    Peki, Nazım Hikmet’in oğluna yazdığı mektubu okudunuz mu? Ayrılık teklifinin eşi Piraye’den geldiğini söylüyor burada mesela. Öyle olmasa bile ortada aldatmak, kandırmak gibi şeyler olmadığı da gayet açık. Düşüncelerini hayatı pahasına savunan bir adamdan, ahlâksızlık yapan, sahtekâr birisiymiş gibi bahsetmek doğru mudur?

    Kimin kaç kişiyi sevip sevmeyeceğine, ayrılıp barışacağına, evlenip evlenmeyeceğine belirleyeceğimiz bir makamdaki biri mi karar verecek?

    Aslında şairin yıllarını çalan da bu zihniyettir. Ve anlaşılan o ki bu cehalet devam etmektedir.

    Ama ne denirse densin, Tahir, Tahir’liğinden bir şey kaybetmeyecektir.

    Herkesin daha çok okuması, okuduklarını daha çok anlaması, özgür iradeleri ile özgün bir yaşam sürmesi dilekleri ile…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi

*